Savaşın Biçim Değiştirmesi
Sefa Yürükel yazıyor
21. yüzyıl, savaşın yalnızca araçlarını değil, mantığını da dönüştürmüştür. Modern çatışmalar artık çoğu zaman cephe hatları, işgaller ya da büyük patlamalarla başlamaz. Bunun yerine, görünmez, kademeli ve inkâr edilebilir süreçler üzerinden ilerler. Biyoloji, kimya, veri, algoritma, yörünge ve otomasyon; çağdaş savaşın yeni alanları haline gelmiştir.
Bu dönüşüm, savaşın fiziksel yıkımdan çok sistemsel çökertme üzerine kurulmasına yol açmıştır. Sağlık sistemlerinin, tedarik zincirlerinin, bilgi akışlarının, karar mekanizmalarının ve altyapıların hedef alınması; askeri olmayan ama stratejik etkileri yüksek müdahaleleri mümkün kılar. Böylece savaş, barış ile kriz arasındaki gri bir alana yerleşir.
Geleneksel savaş teorileri, çoğu zaman devletleri, orduları ve silahları merkeze alır. Oysa günümüzde belirleyici olan; veriye erişim, teknolojik standartlar, algoritmik hız, bilimsel bilgi ve kurumsal dayanıklılıktır. Bu unsurlar, görünmez ama derin etkiler yaratan yeni güç biçimleri üretir.
Merkezdeki soru şudur: İnsanlık, görünmez güçlerin belirlediği bir savaş çağında güvenliği nasıl yeniden tanımlamalıdır?
Görünmezlik ve Sistem Savaşları Teorisi
21. yüzyıl savaşlarının ayırt edici özelliği, görünmezliktir. Bu görünmezlik, yalnızca fiziksel algıyla ilgili değildir; aynı zamanda kaynağın belirsizliği, niyetin muğlaklığı ve etkinin zamana yayılması anlamına gelir. Bu durum, klasik caydırıcılık ve karşılık verme mekanizmalarını zayıflatır.
Yeni savaş biçimleri, doğrudan yıkım yerine işlev kaybı üretir. Bir sistem tamamen yok edilmeden, çalışamaz hâle getirilebilir. Sağlık, iletişim, finans, enerji ve karar alma ağları bu bağlamda merkezi hedeflerdir.
Bu çerçevede savaş, tekil bir olay değil; süreç haline gelir. Barış döneminde başlayan rekabet, kriz anlarında yoğunlaşır ve çoğu zaman resmi bir savaş ilanı olmadan devam eder. Bu durum, hukuki ve etik sınırların bulanıklaşmasına yol açar.
Görünmez güçler, askeri olduğu kadar sivil alanları da kapsar. Bilimsel araştırmalar, ticaret, eğitim ve teknoloji politikaları; güvenliğin ayrılmaz parçaları haline gelir. Böylece savaş, toplumun tamamını ilgilendiren bir olguya dönüşür.
Biyolojik ve Kimyasal Boyut – Yaşam Üzerinden Güç
Biyolojik ve kimyasal tehditler, savaşın insan bedeni ve yaşam süreçleri üzerinden yürütülebileceğini gösterir. Bu alanların en çarpıcı özelliği, sınır tanımamaları ve kontrol edilemezlik riskidir. Etki, çoğu zaman hedefle sınırlı kalmaz.
Bu tür tehditler, yalnızca ölümcüllükleriyle değil; korku, belirsizlik ve toplumsal çözülme yaratma kapasiteleriyle stratejiktir. Sağlık sistemlerinin zorlanması, kamu güveninin sarsılması ve ekonomik faaliyetlerin durması, doğrudan askeri çatışma olmadan da ciddi sonuçlar doğurur.
Ancak bu alanlar, sanıldığı kadar “kusursuz silahlar” değildir. Doğal mutasyonlar, çevresel değişkenler ve bağışıklık çeşitliliği, mutlak kontrol iddialarını sınırlar. Aynı zamanda modern tespit ve epidemiyolojik izleme sistemleri, görünmezliği azaltır.
Asıl risk, biyolojik ve kimyasal tehditlerin yanlış bilgiyle birleşmesidir. Panik, bilimsel hazırlıktan daha yıkıcı olabilir. Bu nedenle biyogüvenlik ve kimyasal güvenlik, yalnızca teknik değil; iletişim ve yönetişim meselesidir.
Çip Savaşları – Görünmeyen Altyapı Üzerinden Güç
Yarı iletkenler, modern dünyanın sinir sistemi gibidir. Çip savaşları, fiziksel çatışmadan çok erişim ve dışlama üzerinden yürür. Gelişmiş çiplere erişimin kısıtlanması, savunma, sağlık, yapay zekâ ve iletişim kapasitesini doğrudan etkiler.
Bu alanın ayırt edici özelliği, karşılıklı bağımlılıktır. Küresel yarı iletken ekosistemi, tek bir aktörün mutlak kontrolüne izin vermez. Bu durum, hem kırılganlık hem de denge unsuru üretir.
Çip savaşları, ambargo, standartlar, lisans rejimleri ve yatırım denetimleri üzerinden yürütülür. Bu araçlar, görünürde teknik ya da ticari olsa da, stratejik sonuçlar doğurur.
Toplumsal düzeyde etkiler, gecikmeli ve dolaylıdır: fiyat artışları, teknolojik yavaşlama, dijital bağımlılık. Bu durum, savaşın gündelik hayata sızmasını sağlar.
Uzay – Ortak Alanın Kırılganlığı
Uzay, 21. yüzyılın en kritik ama en kırılgan alanlarından biridir. Uydular, iletişimden navigasyona, finansal sistemlerden askeri komutaya kadar her şeyi destekler. Bu bağımlılık, uzayı dolaylı bir savaş alanına dönüştürür.
Uzay savaşları, çoğu zaman yıkım değil; kesinti ve bozma üzerinden ilerler. Bir uyduya yönelik müdahale, küresel ölçekte zincirleme etkiler yaratabilir. En büyük risk, uzay enkazı ve geri döndürülemez zarar ihtimalidir.
Hukuki çerçeveler, teknolojik gelişmelerin gerisinde kalmıştır. Bu durum, gri alanları ve yanlış hesaplama riskini artırır. Uzayda şeffaflık ve iletişim, askeri gizlilikten daha hayati hale gelir.
Uzay, sıfır toplamlı bir savaş alanı değil; paylaşılan bir kırılganlık alanıdır. Aşırı askerîleştirme, tüm aktörler için uzun vadeli kayıp üretir.
Robot Sistemler ve Otomasyon – İnsan Cepheden Çekiliyor
Robot askerler ve insansız platformlar, savaşın insani maliyetini görünmez kılma potansiyeli taşır. İnsan kaybının azalması, çatışma kararlarını psikolojik olarak daha kolay alınabilir hale getirir.
Bu sistemler, hız ve süreklilik avantajı sunarken; bağlam anlama, etik muhakeme ve sorumluluk açısından sınırlıdır. İletişim, yazılım ve siber bağımlılık, kritik kırılganlıklar yaratır.
Hukuki ve etik tartışmalar, özellikle sorumluluk ve insan denetimi etrafında yoğunlaşır. “Anlamlı insan kontrolü” kavramı, bu alanın merkezindedir.
Yapay Zekâ ile Savaş – Kararın Algoritmikleşmesi
Yapay zekâ, savaşta ateş gücünden çok karar üstünlüğü sağlar. Hız, öngörü ve veri işleme kapasitesi, çatışmanın kaderini belirleyebilir.
Ancak yapay zekâ, bilinçli bir aktör değildir. Veriye, hedef fonksiyonlara ve insan tasarımına bağımlıdır. Yanlı veriler ve açıklanamaz modeller, ciddi riskler yaratır.
Algoritmik hız, insan denetimini zorlaştırabilir. Bu durum, krizlerin tırmanma riskini artırır. Hız her zaman güvenlik anlamına gelmez.
Etik açıdan en büyük tehlike, yapay zekânın savaşın insani yükünü görünmez kılmasıdır. Kararların makinelere devri, şiddetin normalleşmesine yol açabilir.
Bütünleşik Çerçeve ve Sonuç: Hibrit ve Görünmez Savaşlar
Tüm alanlar birlikte çalışır: Biyoloji veriyle, çip yapay zekâyla, uzay robot sistemlerle, kimya altyapıyla bağlantılıdır. 21. yüzyıl savaşı, çok katmanlı bir sistem mücadelesidir.
Savunma, sağlık, eğitim, bilim, hukuk ve toplumsal güven; ulusal güvenliğin parçalarıdır. En güçlü savunma, kurumsal dayanıklılıktır. Şeffaflık, bilimsel işbirliği ve etik yönetişim, görünmez güçlere karşı en etkili kalkanlardır.
Güç, artık yalnızca yıkma yeteneği değil; yıkmamayı başarabilme kapasitesidir. İnsanlık, bu savaş biçimlerini derinleştirebilir ya da ortak güvenlik anlayışıyla sınırlandırabilir.
Sefa Yürükel yazıyor
Kaynakça
• Crootof, R. (2015). The Killer Robots Are Here: Legal and Policy Implications. Cardozo Law Review, 36(5), 1837–1915.
• Heyns, C. (2013). Report of the Special Rapporteur on Extrajudicial, Summary or Arbitrary Executions. United Nations Human Rights Council.
• Scharre, P. (2018). Army of None: Autonomous Weapons and the Future of War. W. W. Norton & Company.
• Singer, P. W. (2009). Wired for War: The Robotics Revolution and Conflict in the 21st Century. Penguin.
• Johnson-Freese, J. (2017). Space Warfare in the 21st Century: Arming the Heavens. Routledge.
• Horowitz, M. C. (2018). Artificial Intelligence, International Competition, and the Balance of Power. Texas National Security Review, 1(3), 36–57.
• Moltz, J. C. (2019). The Politics of Space Security: Strategic Restraint and the Pursuit of National Interests. Stanford University Press.
• Atlas, R. M. (2016). Preventing Catastrophic Biological Weapons Threats. Cambridge University Press.
• Koblentz, G. D. (2010). Living Weapons: Biological Warfare and International Security. Cornell University Press.
• Weeden, B., & Samson, V. (2019). Global Space Situational Awareness and Anti-Satellite Capabilities. Secure World Foundation Report.



