Sevgili okurlar,
Bugün yaşanılan su sıkıntılarının, gelecekte daha çok yaşanacağı ve dolayısıyla bu hususun gündemden gitmeyeceği kesin!
Başta Sapanca gölü olmak üzere, diğer göl, dere, çay ve Sakarya nehrinin korunması, büyük önem taşıyor..
Halkımızda bu bilinç var!
Yetkililerimizde, bu duyarlık var!
Peki ,eksik olan nedir?
Eksik olan, “kararlılıkla geleceğe yatırım yapmamak, israfa devam etmek, mevcut su kaynaklarını kirletmek olarak “, açıklanabilir..
Bundan 70 Yıl öncesine gidecek olursak, “karşımıza farklı bir Sakarya fotoğrafının çıkacağını söylemek için, kahin olmaya” gerek yok..
İşte sanal ortamda yer alan Sakarya fotoğrafları ve yaşayanlarımız bilirler ki, “bataklık alanlar, sulak meralar, fokur, fokur kaynayan pınarlara sahip Sakarya topraklarında”, bizler bugünlerde, “su” diye inliyor, feryat ediyorsak, “yarınlarda bu sorunun büyük sıkıntılara neden olacağını söyleyenler”, haksız değiller..
ESKİ FOTOĞRAFLAR?
Eski günlere gidecek olursak, “şunu söyleyebiliriz ki, bizler Akyazı’dan yola çıktığımız da Seyfeler, Vakıf, Ormanköy, Çatalköprü, Budaklar ve oradan Sakarya öprüsü, Güneşler güzergahında yaşanılanlar ve gördüklerimiz”, hala hatıralarımızdadır..
O fotoğrafları hatırlamamak, ne mümkün!
Büyük baş hayvan ve manda sürüleri, bataklık alanlar, ta Vakıf köyünden Sakarya köprüsüne kadar bizi selamlardı..
Yine, o yıllar, Sakarya ovasının birçok yeri sulak ve ekilebilir değildi..
Devlet Su İşleri(DSİ), “1965’li yıllardan itibaren bu alanları ekilebilir, işlenebilir kılmak için kurutma faaliyetlerine” başladı..
YENİ BİR GELİR KAPISI?
Enine, boyuna çok sayıda kanal vuruldu..
Bu toprakların suları, “Mudurnu, Sakarya Nehri ve Dinsiz çayına” yönlendirildi..
Ortaya çıkan köy meraları ve tapulu alanlarda, artık makineli tarım açıldı..
“Mandaların yaşam alanları olan bataklıklar kurutulunca, Sakarya’da manda hayvanının nesli” tükendi!..
Sonraki yıllar, Sakarya ovasının etrafı dağlarla çevrili olmasına rağmen, “halk tembel işi, yeni bir gelir kapısı” buldu..
Verimli Sakarya toprakları, “kavak ağacı” ile tanıştı..
Hatta Akyazı, Hendek, Karasu ve Kaynarca ilçelerinde, “fındık dikimi” hızlandırıldı..
Bu yeni anlayış, “toprağın canına” okudu!..
Bu arada, “Gökçeören batıklığını hatırlatmam da” işe yarar mı bilmem?
SU SIKINTISI?
Bütün bu anlatımlardan, şuraya gelmek istiyorum..
O yıllar bile, “su sıkıntısı hat safhada” idi!..
Özellikle, “Sakarya ova köyleri de, sudan yana büyük sıkıntı” çekiyordu..
“Birçok köy, kuyu, tulumba ve Mudurnu, Sakarya, Dinsiz çayı suyundan” yararlanıyordu..
Sonra dağların suyu, “köy tüzel birlikteliği adı altında köylere kadar” ulaştırıldı..
Bu arada, “bataklık alanların vazgeçilmez sineği olan sivriseniklerin yarattığı hastalıklarla(sıtma..vs.) mücadele için ayrı bir başlık açmamız gerektiğini hatırlatmamız” işe yarar mı?
Hey yıllar, hey!
TÜRKİYE’NİN NAZAR BONCUĞU!
Şimdi dillerde,” al Sapancva, ver Sapanca” var ya!
Sapanca ve Kırkpınar, Türkiye’nin en güzel kartpostallık yörelerinden biri..
Burayı görenler, “İsviçre’den farklı manzaralara”, tanıklık ederler..
“Sapanca’nın suyu, iki komşu kent insanı tarafından olduğu kadar, sanayisi içinde can suyu olduğunu” bilmeyen yok!
Şimdilerde de, “Sapanca’nın fotoğrafı”, belleklerimize kazındı..
Bu işin lamı, cimi yok!
“Türkiye’nin, dolayısıyla Sakarya’nın nazar boncuğu” yok edilmemili!
Sapanca korunmalı!..
“Kim koruyacaksa, kim yapacaksa, acele etmeli ve bu mavi göl kurumadan, kurutulmadan gerekeni” yapmalıdır..
İNSANIMIZ MAĞDUR EDİLMEMELİDİR!
“Sapanca gölünü koruyacağız” diye de,” insanımız mağdur” edilmemelidir!..
“Göl çevresinde hakkaniyete riayet ederek, insanlarımızın hakkı, hukuku, gelecek öngörüleri bağlamında gözetilerek, tedbirler almak, gölü korumaya almak” kaçınılmazdır..
Kaldı ki, bu konuların basında yer almasından sonra, “insanımız, kaçak yapıları, iskeleleri yıkmaya başladığı haberleri”, paylaşılıyor..
Bu güzel bir gelişmedir..
Belediyeler de, Valilik, kaymakamlıklar işbirliğinde, artık gölü korumak için gerekeni yapmalıdır..
Mevsim şartları da, “gölde su seviyesini olumlu desteklemeye” başladı..
Şimdi, sıra bizde!
Ne yapılacaksa, yapılmalı ve geç kalınmamalıdır!
Yusuf Cinal yazıyor, 19 Ocak 2026
