Dünya, ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaşta, tamamen insan kayıplarına odaklanmış durumda ve bu esasen doğru bir tavırdır.
Ama insandan hemen sonra bütün dikkatimizi vermemiz gereken bir vahşet daha var.
Bu iki haydut devlet insanlığın geçmişin siliyor.
Köklerimize asit döküyor.
İnsanoğlunun on binlerce yıllık yolculuğunun duraklarını, izlerini bombalıyor.
Savaşın da bir etiği olmalıdır.
En başta gelen etik kural ise, insanlığın ortak mirasına saygıdır.
Bu haydut devlet bu kuralı hiçe saymaktadır. Her savaşta insanlık adına utanç verici işler yapmakta ve küresel belleğe böyle kaydedilmektedir.
Irak işgalinde de aynı barbarlığı sergilediler. İnsanlık tarihinin en değerli belgelerini, eserleri, eşyaları çaldılar ve ülkelerine kaçırdılar.
ABD liderliğindeki Batılı devletler koalisyonunun 2003’te Irak’ı işgali, ülkenin devletini ve askeri, ekonomik ve sosyal temellerini yok etmekle kalmadı, aynı zamanda kültürel ve tarihi mirasına da ciddi zararlar verdi.
En büyük trajedi, sadece yağmalanmakla kalmayıp kasten yok edilen Irak Ulusal Kütüphanesi ve Arşivi’nin başına geldi.
Şimdi ise, iki haydut devlet aynı barbarlığa imza atıyor.
Gelen tarafsız raporlara göre ABD ve İsrail askeri güçleri, tekrarlanan saldırılarda, en az 114 kültür mirası bölgeye onarılması güç zararlar verdi. Saldırılan yerler sadece antik şehirlerle sınırlı değil. Aralarında ibadet yerleri ve saraylar da var.
Haydutların verdiği zarar ölçülemez boyutlara varmış durumda. İran değil, küresel tarih mahvoluyor. İnsanlığın ortak geçmişi siliniyor.
ABD ve İsrail, kültüre karşı, bin yıl önceki Moğolların vahşetini sergiliyor. 1258’de Hülagü Han komutasındaki Moğollar, Bağdat’ı işgal ederek İslam medeniyetinin merkezi Beytü’l-Hikme’yi (Bilgelik Evi) yok etti.
Yüz binlerce el yazması eser Dicle Nehri’ne atılarak nehrin günlerce siyah akmasına neden oldu, bu durum bilimsel hafızanın silinmesiyle sonuçlandı.
İran Kültür Mirası, Turizm ve El Sanatları Bakanlığı, yerinde incelemelerin ardından hasarın ne kadar yaygın olduğunu ortaya koydu. Tahran’da 60, İsfahan’da 20, ayrıca birçok şehirde, saldırılar, 48 müze ve altı kültür mirası bölgesini mahvetti.
Haydut Devletler, İsfahan’ı adeta toz duman ettiler.
Safevi döneminden kalma Ali Kapu sarayı yerle bir edildi. Duvar resimleri ve ahşap bölmeler yandı. İnce aynalı mozaikler çöp yığınına dönüştü. Büyük Cami’nin meşhur mavi çinileri döküldü. Sasani zamanından kalma Falak ül Aflak Kalesi darbe aldı.
Safevi döneminden kalma İsfahan’ın geniş çarşısı, 1979 ayaklanmasında canlanmış ve modern huzursuzluklarda yankılanmışken yeni yaralar aldı.
700’lerde Abbasiler döneminde inşa edilen, yüzyıllar boyunca yeniden şekillendirilen Masjid-e-Atiq de kadim duvarlarında hasar taşıyor.
İran yönetimi, saldırıları 1954 Lahey Sözleşmesinin ihlali olarak şikayet ediyor.
Bu sözleşme, savaşlarda, kültürel miras alanlarını korumak için imzalanmıştı. Buna karşın, başta UNESCO olmak üzere, bu konu ile ilgili bütün kurumlar başlarını kuka gömmüş durumdalar ve bu vahşeti görmezden geliyorlar.
İranlı tarihçiler asıl tehlikede olanın zaman içinden nefes alarak gelen tarihi miras olduğunu bildiriyor. Haydut Devletler bu miras ile İran’ın tarihini koparmak istiyorlar.
Bu miras sadece yapılardan ibaret değil. Aynı zamanda hafıza da taşırlar.
Saldırıların verdiği zarar telafi edilemez. Bu anlamda ABD ve İsrail İran’ın tarihi katmanlarını da mahvetmek için saldırıyor.
Barbarlar hep aynı damardan beslenir.
Bu damar da utanmazlıktan, kinden, öfkeden müteşekkildir.
DAEŞ benzer kafa yapısındadır. İnsanlık mirasını reddeder.
Bu kafa, 2015’de Palmira’daki Baalshamin Tapınağını yerle bir etmişti. Keza yıllar önce Taliban da Afganistan’daki dev Bamiyan Buda Heykellerini paramparça etmişti. . Hindistan’da Hindu aşırıcılık yanlıları, tarihi geri alma iddiasıyla Babri Camii’ni yıktı.
“Kaçınılmaz hasar” diye nitelenen olaylar, 2023’te Gazze’deki Omari Camii’nin bombardıman altında yok olmasıyla yine gündeme geldi; yüzyıllar boyunca Filistinliler, Hıristiyanlar ve Müslümanların izlerini taşıyan katmanlı bir yapıydı.
Kasıtlı veya “kazara” olduğu iddia edilse de, yüksek hassasiyetli silah sistemleriyle vurulan eserler sorumluluk konusunda ciddi sorgulamalara yol açıyor. Her yıkılan eserle birlikte yaratıcılık, topraklar arası hareket, mal alışverişi ve ortak yaşamın bağları da kopuyor.
Neyi ve nasıl koruyacağız?
İran genelinde yeni yaralar, eski soruları yeniden alevlendiriyor.
Geçmiş kime aittir? Yalnızca uluslara mı? İnançlara mı? Yoksa hepimize mi?
Oradaki kalıntılar çağlar öncesine uzanır; modern sınırlar oluşmadan önceki insanlık değişimlerini izler. Böyle yerler yıkıldığında, ortak yolculuğumuzun parçaları da yok olur.
Geriye ne kalacağı, bugün verilen seçimlere bağlıdır.
Dünya, bu haydutlara karşı insanlığın yanında saf tutmalıdır.—
http://www.ozelburoistihbarat.com
http://www.ozel-buro-istihbarat.com



