1. Haberler
  2. Gündem
  3. CHP Kurultayı: Meşruiyet Maskesi Tamamen Düşerken, Mutlak Butlanın Anatomisi

CHP Kurultayı: Meşruiyet Maskesi Tamamen Düşerken, Mutlak Butlanın Anatomisi

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sefa Yürükel
Cumhuriyet Halk Partisi’nde son kurultayla yaşanan, yalnızca bir genel başkan değişikliği değil; parti tarihine kara bir leke olarak geçecek, örgüt iradesinin sistematik biçimde katledildiği, demokratik ilkelerin yerle bir edildiği ve hukukun en temel normlarının ayaklar altına alındığı bir operasyondur. Ortaya çıkan tablo, sandıktan zaferle çıkmış bir ekibin değil, vicdanı satın alınmış, iradesi cebir ve hileyle şekillendirilmiş bir delegasyonun hazin sonucudur. Bu kurultay, meşruiyet iddiasını daha en baştan kaybetmiş, hukuk aleminde yok hükmünde sayılması gereken bir gasptır.

Mutlak Butlan: Hukukun Yok Saydığı İrade

Türk hukukunda mutlak butlan, bir hukuki işlemin kurucu unsurlarında, kamu düzenini derinden sarsacak derecede bir sakatlık bulunması halinde, o işlemin başlangıçtan itibaren geçersiz, hükümsüz, adeta hiç doğmamış sayılmasını ifade eder. Butlanla malul bir işlem, herhangi bir hak ve yükümlülük doğurmaz; hukuk düzeni onu yok kabul eder. Siyasi partiler özel hukuk tüzel kişisi olsalar da, demokratik rejimin asli unsurları olmaları nedeniyle kurultay kararları kamu düzeniyle doğrudan ilişkilidir. Dolayısıyla bir kurultayda iradeyi sakatlayan haller, mutlak butlan yaptırımına tabidir.

Peki, somut olayda neyle karşı karşıyayız?

İddialar, sıradan bir parti içi çekişmenin çok ötesindedir. Delegerler üzerinde kurulduğu öne sürülen baskı mekanizmaları tek tek sayılmaktadır: Adaylık vaatleriyle bağımlı hale getirilmiş il ve ilçe yöneticileri, belediye meclis üyelikleri karşılığında satın alınan sadakatler, maddi menfaat teminiyle şekillendirilmiş oy blokları, tehdit ve şantajla sindirilmiş muhalif sesler… Bunlar “siyasi teamül” veya “doğal lider etkisi” gibi söylemlerle geçiştirilemez. Bunlar, doğrudan doğruya irade fesadı halleri olan hile, ikrah (cebir/tehdit) ve gabin benzeri sakatlıkların, bir siyasi partinin en üst organına sirayet etmiş halidir.

Hele ki “delege satın alma” fiili, basit bir etik ihlali değil, kurultayın iradesini kökünden zehirleyen, onu hukuk nazarında batıl kılan ağır bir hukuksuzluktur. Bir delegenin oyu, maddi bir karşılıkla veya geleceğe dönük menfaat vaadiyle yönlendirildiğinde, ortada serbest irade yoktur. İradesi satın alınmış bir delege kitlesinin teşekkül ettirdiği karar, hukuken yoklukla maluldür. Bu kararın sonucunda seçilen genel başkan ve parti meclisi, meşruiyetini değil, olsa olsa bir hukuk tanımazlığın cüretini temsil eder.

Parti İçi Darbe: Gücün Hukuka Galebe Çalması

Bu süreçte Ekrem İmamoğlu’nun oynadığı rol, “siyasi etki” maskesi altında saklanamayacak kadar açık, o kadar da ağırdır ki, bu artık bir nüfuz kullanımı değil, fiili bir dayatma, bir parti içi tahakküm operasyonudur. İmamoğlu’nun kontrolündeki belediyelerin imkanlarıyla, delegeler üzerinde oluşturulan ekonomik ve siyasi baskı; “değişim” söyleminin ardına gizlenmiş bir hesaplaşmanın, bir iktidar gaspının aparatı haline gelmiştir. Bu, parti içi demokrasi mücadelesi değil, bir siyasi partinin iradesinin bir kişinin veya dar bir grubun iradesine ipotek ettirilmesidir. Bunun adı düpedüz parti içi darbedir.

Parti içi darbe, tıpkı devlet düzeyinde olduğu gibi, mevcut meşru yapıyı cebir, hile veya hukuk dışı yöntemlerle devirip yerine kendi iradesini ikame etme eylemidir. CHP’de yaşanan tam olarak budur: Bir genel başkan, ne parti tabanının ne de örgüt çoğunluğunun doğal akışı içinde değil; sistematik bir operasyonla, ekonomik gücün ve siyasi şantajın devreye sokulmasıyla koltuğundan edilmiştir. Bu darbe, sandıkla değil, sandığa giden elleri satın alarak yapılmıştır.

Cezai Boyut: Hesap Verilmesi Gereken Suçlar

Bu tabloda sadece parti içi disiplin hukuku değil, doğrudan Türk Ceza Kanunu devreye girer. Delege satın alma eylemleri;

· Güveni kötüye kullanma (TCK m.155),
· Seçimlerin serbestliğini engelleme (siyasi parti içi seçimler de Yargıtay kararlarında bu kapsamda değerlendirilmiştir),
· Örgütlü olarak işlenmesi halinde suç işlemek amacıyla örgüt kurma (TCK m.220),

boyutlarıyla yargı konusu olabilecek niteliktedir. Burada mesele yalnızca “ahlaki” veya “siyasi” bir sorun değil, sanık sandalyesine oturmayı gerektiren somut cezai sorumluluktur.

Eğer bir partide delegelerin oyları para, iş vaadi, belediye ihalesi veya benzeri çıkarlar karşılığında satın alınmışsa, bu yalnızca o kurultayı değil, o partinin tamamını gayrimeşru kılar. Bu nedenle yapılması gereken, disiplin kurullarında dosyaların sümenaltı edilmesi değil; savcılıklara suç duyurusunda bulunmak, tanık ifadelerini ve mali kayıtları delil olarak sunmak, bu karanlık yapıyı tüm yönleriyle adaletin önüne sermektir.

Görevin İadesi: Hukukun Emri, Lütuf Değil

Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık görevinin iadesi meselesi, bir siyasi tercih ya da “eskiye özlem” değil, hukukun doğal sonucudur. Hukuka aykırı şekilde ele geçirilmiş bir makam, işgal eden kişiye meşruiyet kazandırmaz; aksine her geçen gün onu daha büyük bir gaspçıya dönüştürür. Eğer kurultay mutlak butlanla malul ise, bu kurultayın sonuçları hiç doğmamış sayılır ve hukuken önceki duruma (status quo ante) dönülür. Yani, geçersiz kurultaydan önceki yönetim, tüm yetkileriyle birlikte varlığını korur. Bu, bir iade-i itibar değil, hukukun emrettiği zorunlu restorasyondur.

Mahkeme kararı olmaksızın hiçbir yönetim meşru değildir, hiçbir kongre zaferi ilan edilemez. Bugün “genel başkan” sıfatını taşıyanlar bilmelidir ki, bu sıfatın altındaki temel çürümüştür; günü kurtaran siyasi manevralar, yarın hukuk önünde en ağır yenilgiyi getirecektir. Önce yargı süreci işletilecek, ardından gasp edilen görev ait olduğu yere iade edilecektir.

Son Söz: Ya Hukuk, Ya Karanlık

CHP’de bugün yaşanan, aslında Türkiye demokrasisinin kırılganlığını gözler önüne seren ibretlik bir vakadır. Bir siyasi parti, kendi içinde hukuku çiğneyerek ayakta kalamaz. Hukukun olmadığı yerde meşruiyet, meşruiyetin olmadığı yerde de siyaset olmaz; geriye yalnızca çıkar çeteleri, karanlık pazarlıklar ve tükenmiş bir örgüt kalır.

Bu nedenle kimse kendini aldatmasın: CHP’deki bu gasp düzeni, ne kadar “değişim” söylemiyle paketlenirse paketlensin, ne kadar medya desteğiyle cilalanırsa cilalansın, özünde bir hukuksuzluk abidesidir. Bugün susmak, yarın bu hukuksuzluğun ortağı olmaktır. Bugün delilleri ortaya koymamak, yarın aynı karanlık tarafından yutulmayı kabullenmektir.

Seçenek nettir: Ya hukuk devreye girecek, sorumlular yargı önünde hesap verecek ve bu parti karanlıktan arındırılacaktır; ya da CHP, kendi içinde yeşeren bu vesayet düzeninin altında, tarihin çöplüğüne gömülecektir. Üçüncü bir yol yoktur.
Sefa Yürükel yazıyor

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
CHP Kurultayı: Meşruiyet Maskesi Tamamen Düşerken, Mutlak Butlanın Anatomisi

Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.