1. Haberler
  2. Avrupa
  3. İhanetin Anatomisi; Katilini Bağrına basan Tek Devlet, Millet miyiz?

İhanetin Anatomisi; Katilini Bağrına basan Tek Devlet, Millet miyiz?

featured
Google'da Abone Ol
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Sefa Yürükel yazıyor
Türkiye’de bir NATO toplantısı yapılacakmış. Düşünün; evlatlarınızı katleden, toprağınıza göz diken, sizi parçalamak için plan üstüne plan yapan bir yapıyı, üstelik de başkentinizin göbeğinde, resmî protokolle ağırlayacaksınız. Soruyorum: Dünya tarihinde, kendi katilini evine davet edip, ona kırmızı halı seren başka bir millet var mı? Bu soruyu sormak bile, içine düşürüldüğümüz derin zilleti gözler önüne seriyor. Bu davet, bir diplomasi değil; millî hafızaya, şehit kanına ve bağımsızlık ruhuna vurulmuş bir tokattır.

NATO ve onun ebedî patronu ABD, 70 yılı aşkın bir süredir bu topraklara sözde müttefik sıfatıyla girdiler, ancak eylemlerinin tamamı bir baş düşmanın el kitabından çıkmış gibidir. Bu sözlerim bir iddia, bir komplo teorisi ya da hamaset değil; bizzat yaşanmış, şehit kanıyla yazılmış, belgeleri arşivlerde duran bir kanlı faturanın özetidir.

Silahın Seri Numarasındaki İhanet ve Kırk Bin Şehidin Hesabı

Bölücü terör meselesi, NATO’nun Türkiye’ye bakışının turnusol kâğıdıdır. 1980’lerden itibaren PKK’nın eline geçen silahların menşeini araştırdığınızda, karşınıza çıkan adresler tesadüf değildir: NATO üyesi ülkeler ve doğrudan ABD. O silahların seri numaraları, soğuk bir gerçeği haykırır: Terör örgütü, emperyalist aklın taşeronudur. Bugün Suriye’nin kuzeyinde, sözde DEAŞ’la mücadele bahanesiyle PYD/YPG’yi “benim kara gücüm” diyerek donatan, havadan koruyan, maaş veren, eğiten doğrudan ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) değil midir? Bu yapılan, bir müttefike değil, olsa olsa yok edilmek istenen bir hedefe yapılır. 40 bin şehidimizin kanı, Lice’de, Çukurca’da, Gabar’da, Hendek operasyonlarında toprağa düşen her bir evladımızın ahı, o teslim edilen kamyonlar dolusu silahın, havan topunun, omuzdan atılan füzenin namlusundadır. NATO’nun himayesi altında olmasa, Kandil’deki terör baronları on yıllarca nasıl barınabilir, Suriye’deki uzantıları nasıl bir “terör devleti” kurma hayali kurabilirdi?

Darbelerin, Suikastlerin ve Gladyo’nun NATO Karargahındaki Kökleri

Türkiye Cumhuriyeti’nin milli iradesine ve aydınlık yüzüne kasteden her karanlık girişimin arkasında, NATO’nun kontrgerilla yapılanmasını görürsünüz. 12 Eylül 1980 darbesi, yalnızca bir askerî müdahale değil, NATO’nun “Yeşil Kuşak” stratejisinin bir uygulamasıydı. Darbeyi yapan cuntanın başındaki Kenan Evren, Kore Savaşı’nda NATO standartlarıyla yoğrulmuş, daha sonra Genelkurmay Başkanı olarak NATO karargahlarında Türkiye’yi temsil etmiş bir isimdi. O sabah Washington’da duyulan “Bizim çocuklar başardı” sevinci, basit bir diplomatik densizlik değil, bir operasyonun başarıya ulaştığının itirafıydı. Bu darbe, binlerce gencin idam sehpasına yürümesine, yüz binlercesinin işkencede sakat kalmasına, bir neslin korkuyla sindirilmesine yol açtı. Sendikalar kapatıldı, üniversiteler susturuldu, aydınlar hapse tıkıldı. Bu, milletin sadece bedenine değil, ruhuna ve geleceğine de vurulan bir prangaydı.

Ve en yakın tarihimizin en alçak girişimi 15 Temmuz 2016… O gece Meclis’i bombalayan, Gölbaşı’nda Özel Harekât polislerini şehit eden, Boğaziçi Köprüsü’nde halkın üzerine kurşun yağdıran FETÖ’cü gladyo artıkları, yıllarca NATO karargahlarında himaye görmüş, terfi almış, kritik yerlere atanmış hainler değil miydi? Bu hainler, NATO’nun dil okullarında, müşterek askerî eğitim programlarında ve karargahlarında yıllarca yuvalandı. NATO ülkeleri, bu darbe girişimini lanetlemekte bile ağırdan aldılar. Daha da ötesi, bu hainlerin önemli bir kısmı, halen NATO ülkelerinde “siyasi sığınmacı” statüsünde korunmuyor mu? Yunanistan’da, Almanya’da, Belçika’da darbecilere kucak açanlar, Türkiye’ye “müttefikiz” demeye nasıl cüret edebiliyor?

Yetmez mi? Uğur Mumcu… O, kalemiyle emperyalizmin ve işbirlikçilerinin üzerine yürüyen bir aydındı. Suikastında kullanılan C-4 tipi plastik patlayıcının, NATO’nun kontrgerilla ve “Stay Behind” (Gladyo) teşkilatlarının envanterindeki malzemeyle aynı olması, sıradan bir ayrıntı değildir. Bu, bir devlet sırrının, bir suikast silahının, müttefik eliyle katle dönüştüğünün kanıtıdır. Eşref Bitlis Paşa’nın uçağına yapılan sabotaj… Necip Hablemitoğlu’nun alnına sıkılan kurşun… Bu cinayetler, Türk devletinin derin aklını hedef alan, bizi savunmasız bırakmak isteyen sistemli bir tasfiyenin halkalarıdır. Ve oklar, her seferinde aynı adresi göstermiştir: Devletin içine çöreklenmiş, NATO’dan beslenen Gladyo yapılanması.

BOP, Kuşatma Üsleri ve Türkiye’nin Başına Örülen Çorap

Soğuk Savaş bittiğinde, NATO ve ABD için Türkiye’nin “Sovyetlere karşı ileri karakol” misyonu sona erdi. O tarihten itibaren Türkiye, kontrol altında tutulması, hatta mümkünse parçalanması gereken bir “jeopolitik sorun” olarak kodlandı. Bunun yol haritası, Büyük Ortadoğu Projesi’dir (BOP). Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın “22 İslam ülkesinin sınırları değişecek” sözü, bugün yaşadıklarımızın kehaneti değil, açık ilanıydı. Haritayı yırtıp, Sykes-Picot’yu yeniden çizme hedefinin merkezinde, etnik ve mezhepsel fay hatlarıyla parçalanmak istenen Türkiye Cumhuriyeti vardı. Bu projenin eşbaşkanı olmakla övünen içimizdeki akıl, farkında olmadan ya da bilerek, ülkeyi bu girdabın tam ortasına çekiyordu.

Bugün etrafımıza bakın. Bİhanetin Anatomisi,atı Trakya’da, Dedeağaç’ta kurulan ve açıkça Ege’deki dengeleri değiştirmeyi hedefleyen ABD üssü, Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki devasa NATO tesisleri, Suriye’nin kuzeyinde terör koridorunu garanti altına almak için kurulan onlarca askerî nokta ve Irak’taki yapılanma… Bütün bu üsler zinciri, Türkiye’yi korumak için mi, yoksa dört bir yandan kuşatmak, jeopolitik hareket kabiliyetini sıfırlamak, en küçük bir çıkışında boğazını sıkmak için mi? Bu sorunun cevabını, İncirlik’teki uçuş izinlerini bizden sorma gereği duymayan zihniyette, Kıbrıs’ta çözümsüzlüğü körükleyen Rum-Yunan ikilisine verilen sınırsız destekte aramak gerekir. Bunlar müttefiklik değil, düpedüz stratejik kuşatma ve işgal hukukudur.

Hasmına Yapılmayan Yaptırım: Ambargolar ve Tehditler Silsilesi

Müttefikin tanımı, çıkar ortaklığı ve dayanışmadır. Peki NATO ve ABD ne yaptı? Kıbrıs’ta soydaşlarımızı Rum-Yunan zulmünden ve katliamından kurtarmak için 1974’te uluslararası antlaşmalardan doğan meşru hakkımızı kullandık; bize karşı silah ambargosu uyguladılar. Milli savunma sanayimizi bu ambargolarla boğmaya çalıştılar. Aselsan’dan Roketsan’a, bugün gurur duyduğumuz ne kadar milli savunma şirketimiz varsa, hepsi o ambargonun duvarına kafa tutarak doğdu. Bu ambargo, sadece silah satışının kesilmesi değil, yedek parçaların dahi verilmemesiyle ordumuzun hareket kabiliyetini felç etme girişimiydi.

Hava savunma sistemimizi güçlendirmek, milli bekamızı sağlama almak için Rusya’dan S-400 sistemini tedarik ettik. Karşılığı ne oldu? Bizi F-35 Müşterek Taarruz Uçağı projesinden attılar, milyarlarca dolarlık ödememize el koydular ve CAATSA yaptırımlarıyla hasım devlet muamelesi yaptılar. Terörle mücadelede en ufak bir operasyon yapsak, ABD Kongresi’nden kınama, tehdit ve yaptırım paketleri peş peşe gelir. İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği sürecinde, “PKK’yı himaye etmeyi bırakın, teröristleri iade edin” dedik, bizi aylarca oyaladılar, pazarlık konusu yaptılar; karşılığında kapalı kapılar ardında PKK’lı siyasi figürlere dokunulmayacağına dair sözler verildiğini biliyoruz. Soruyorum: Düşman böyle yapar, peki müttefik böyle yapar mı? Yapıyorsa, aradaki fark nedir? Tek fark, müttefik maskesinin ardına saklanarak zehrini daha sinsice akıtmasıdır.

Teslimiyetin Adı: Siyasetin Suskunluğu ve Kemalist Mirasa İhanet

Asıl yaralayıcı ve öfke uyandırıcı olan, bu ağır tablo karşısında Türk siyasetinin düştüğü utanç verici atalettir. NATO, Türkiye’nin ev sahipliğinde toplanacak; fakat ne iktidardan ne de muhalefetten gür bir ses yükselip “Bu katil yapı bu topraklarda ne arıyor? Hesap vermeden bu ülkeye adım atamazsınız!” diyemiyor. Bu korkunç suskunluk, boyun eğmenin, emperyalist vesayeti içselleştirmenin ve milletin hissiyatından kopuşun açık itirafıdır. Sanki hepsi, Washington’daki, Londra’daki efendilerinin önünde el pençe divan durmuş, görev bekliyor. Bu teslimiyet psikolojisi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bize miras bıraktığı en yüce ilkeye, “Tam Bağımsızlık” şiarına vurulmuş en ağır ihanettir.

Unutmayalım ve unutturmayalım: Bu Cumhuriyet, tıpkı 1919 öncesinin çürümüş, hasta, işbirlikçi ve mandacı Osmanlı yönetimine karşı isyan edilerek kuruldu. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıktığında yaktığı kurtuluş meşalesi, sadece işgal ordularına karşı değil, aynı zamanda emperyalizme teslimiyeti hüner sanan çağdışı ve çürümüş zihniyete karşıydı. Bugün, yüz yılın sonunda, AKP ve onu oluşturan siyasal akıl, aynen o karanlık dönemin mandacı zihniyeti gibi, ülkeyi adım adım emperyalist sisteme yeniden eklemlemek, vesayet zincirlerini millî irade kılıfıyla yeniden takmak için çalışıyor. Oysa bu Cumhuriyet, Kemalist Devrimlerin aydınlık rotası üzerine, tam bağımsız, kayıtsız şartsız egemen bir Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak kuruldu. Bu temel ilkeden bir adım geri atmak, şehitlerimizin kemiklerini sızlatmak, Gazi’nin manevi hatırasına ihanet etmektir.

Son Söz: Ya İstiklal, Ya İzale

NATO bizim müttefikimiz değildir. NATO, emperyalist ülkelerin, başta ABD olmak üzere, dünyayı tahakküm altında tutmak için kullandığı askerî bir sopadır. NATO, Türkiye’yi etnik ve mezhepsel fay hatlarından bölme projesinin ortak karargahıdır. NATO, kırk yıldır evlatlarımızı şehit eden, anaları ağlatan bölücü terörün ana sponsorudur.

Türkiye’nin bu yapıda, bu katiller ittifakında artık bir saniye bile işi kalmamıştır. Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi, NATO’nun savaş karargahlarında değil, kendi vatan toprağına sahip çıkan, caydırıcı ve tam bağımsız bir milli orduyla sağlanır. Bu sulh, ABD’nin icazetiyle değil, komşularıyla çıkar birliğine dayanan, onurlu, bağımsız bir dış politikayla korunur. Bu yapıdan derhal çıkılmalı; İncirlik başta olmak üzere topraklarımızdaki tüm yabancı askerî üs ve tesisler kapatılmalı; milli güvenlik mimarimiz, yalnızca bu milletin iradesinden güç alan Ankara’da, tam bağımsızlık ruhuyla yeniden inşa edilmelidir.

Liderler gelir geçer, imzalanan gizli mutabakatlarla topraklarımıza yerleştirilen üsler kalır. İktidarlar değişir ama zihniyet değişmezse, emperyalizme bağımlılık sürer. Ya bu esaret zincirini kıracağız, ya da tarihin ve bu toprakları bizlere vatan kılan aziz şehitlerimizin huzurunda affedilmeyeceğiz.

Karar ver Türkiye: Katille aynı çatı altında yaşamaya, onunla aynı masaya oturmaya, ondan medet ummaya devam mı edeceğiz? Yoksa, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün anti-emperyalist duruşuyla, kan ve barutla kurduğu tam bağımsız Türkiye’yi, yeni bir ruhla ve sarsılmaz bir iradeyle yeniden mi ayağa kaldıracağız? Sözde kalan hamaset değil, özde bir millî silkiniş ve kararlılık bekliyor bu aziz millet.

Kaynakça

· ABD’nin terör örgütleriyle ilişkilerine dair resmî itiraflar ve belgeler için bkz: CENTCOM Press Releases & U.S. Department of Defense, Operation Inherent Resolve Reports (2015-2024).
· 12 Eylül 1980 Darbesi ve NATO bağlantısı için bkz: Mehmet Ali Birand, 12 Eylül: Türkiye’nin Miladı, Doğan Kitap; Emin Çölaşan, 12 Eylül: Özal Ekonomisinin Perde Arkası.
· Gladyo yapılanması ve faili meçhul cinayetler için TBMM Araştırma Komisyonu Raporları ve Uğur Mumcu’nun Rabıta ve Kürt-İslam Ayaklanması kitapları; ayrıca Daniele Ganser, NATO’nun Gizli Orduları: Gladyo Operasyonu ve Avrupa’da Terörizm.
· Büyük Ortadoğu Projesi ve sınır değişikliği açıklamaları için bkz: Condoleezza Rice’ın 2003-2006 yılları arasındaki resmî konuşmaları ve ABD Dışişleri Bakanlığı arşivleri; Ralph Peters’ın 2006’da Armed Forces Journal’da yayımladığı “Blood Borders” makalesi ve haritası.
· S-400 krizi ve CAATSA yaptırımlarına dair resmî süreçler için bkz: U.S. Public Law 115-44, Countering America’s Adversaries Through Sanctions Act (CAATSA) ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye yönelik 2020 tarihli yaptırım bildirimi.
· Atatürk’ün “Tam Bağımsızlık” ilkesi ve anti-emperyalist duruşu için temel kaynak: Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk (1919-1927).
Sefa Yürükel yazıyor

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
İhanetin Anatomisi; Katilini Bağrına basan Tek Devlet, Millet miyiz?
KAI ile Sohbet Et

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.