Sefa Yürükel
Ankara’da NATO Zirvesi hazırlıkları, yalnızca anayasal düzeni askıya alan bir siyasi darbe değil, aynı zamanda kent emekçilerine, esnafa ve dar gelirli vatandaşa karşı yürütülen acımasız bir ekonomik savaştır. İktidarın “üst düzey güvenlik” adını verdiği süreç, küçük işletmelerin cirosunu sıfırlamış, gündelik yaşamı felç etmiş ve kent yoksullarının zaten kırılgan olan geçim dengesini tamamen altüst etmiştir. Basın açıklamalarının yasaklandığı, toplu taşımanın durdurulduğu, ana arterlerin beton bloklarla kapatıldığı bir kentte, iktidar kendi vatandaşına karşı adeta bir kuşatma rejimi uygulamaktadır.
“Ankara esnafı NATO önlemlerinden şikayetçi” başlığı, yaşanan felaketin yalnızca bir özetidir. Esnafın şikayeti, bir mağduriyet ifadesi değil, sistematik bir yağmanın belgesidir. İktidar, uluslararası bir zirvenin yükünü ve maliyetini, hiçbir söz hakkı tanımadığı kendi vatandaşının sırtına yüklemiştir.
Güvenlikleştirmenin Yeni Kurbanı: Kent Yoksulları ve Esnaf
Kopenhag Okulu’nun “güvenlikleştirme” kavramı, Ankara’da yalnızca siyasal hakları değil, ekonomik varoluşu da hedef alan bir silaha dönüşmüştür. İktidar, “NATO Zirvesi güvenliği”ni varoluşsal bir tehdit olarak sunarak, normal demokratik ve ekonomik işleyişi tamamen durdurma yetkisini kendinde görmüştür. Bu, bir güvenlik politikası değil, açık bir sınıf saldırısıdır.
Esnafın iş yerini kapatmak zorunda kalması, tedarik zincirinin kopması, müşteri trafiğinin sıfırlanması ve günlük cironun buharlaşması, bu politikaların doğrudan ve kasıtlı sonucudur. İktidar, kentin ekonomik damarlarını keserek, zaten enflasyon ve hayat pahalılığı altında ezilen dar gelirli kesimlere son darbeyi vurmaktadır. Burada güvenlik, bir avuç uluslararası bürokratın konforunu sağlamak için, binlerce emekçinin ekmeğinin gasp edilmesinin kılıfıdır.
Sıkıyönetim Ekonomisi: Ciro Durdu, Borçlar Birikti

Ankara’da ilan edilen ve günlerce sürecek olan olağanüstü güvenlik önlemleri, bir “sıkıyönetim ekonomisi” yaratmıştır. Ana caddelerin trafiğe kapatılması, toplu taşımanın aksaması, hatta bazı metro istasyonlarının hizmet dışı bırakılması, yalnızca ulaşımı değil, tüm ticari hayatı felç etmiştir. Çalışanlar işlerine ulaşamazken, esnaf kepenk kapatmakla kalmamış, bozulabilir mallarının çöpe gitmesine, kira ve fatura gibi sabit giderlerinin altında ezilmeye mahkûm edilmiştir.
İktidar, bu ekonomik tahribata karşı esnafa bir tazminat mekanizması sunmamış, kayıplarını telafi edecek tek bir adım atmamıştır. Aksine, zirve süresince kepenk kapatmayan işletmeler cezai yaptırımlarla tehdit edilmiştir. Bu, vatandaşın malvarlığı hakkına ve çalışma özgürlüğüne doğrudan bir el koymadır. Anayasa’nın 48. maddesinde güvence altına alınan “herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir” hükmü, bir valilik kararnamesiyle yok sayılmıştır. İktidar, kendi vatandaşını kendi ülkesinde iş yapamaz, para kazanamaz hale getirerek, onu ailesini geçindirme hakkından mahrum bırakmıştır.
“NATO’dan Çok NATO’cu” Zihniyetin Faturası: Vatandaşa Ödetilen Zirve
İktidarın “NATO’dan çok NATO’cu” olma yarışı, en ağır faturasını yine vatandaşa kesmiştir. NATO’nun hiçbir protokolü, bir başkentin ticari hayatını durdurmayı, esnafı açlığa mahkûm etmeyi veya halkın hareket özgürlüğünü bu ölçüde kısıtlamayı dayatmaz. Bu, tamamen iktidarın kendi tercihi, kendi güç gösterisi ve kendi otoriterleşme projesinin bir parçasıdır.
İktidar, yabancı diplomatların güvenliğini sağlamak adına sergilediği aşırı hassasiyeti, kendi vatandaşının aç kalmama, çalışma ve insanca yaşama hakkı için bir an olsun göstermemiştir. Zirvenin tüm maliyeti, iptal edilen işler, ödenemeyen kiralar, bozulan mallar ve kaybolan günlük kazançlar olarak doğrudan halkın cebinden çıkmıştır. Bu, bir kamusal hizmet değil, devletin kendi vatandaşını ekonomik olarak cezalandırmasıdır. İktidar, uluslararası ittifaklara hoş görünmek için, kendi halkının geçim derdini ve itirazını “güvenlik zafiyeti” olarak kodlamış ve bastırmıştır.
Sonuç: Halka Karşı Bir Zirve, Demokrasiye Karşı Bir Darbe
Ankara’da önümüzdeki günlerde gerçekleşecek NATO Zirvesi, bir devletin kendi vatandaşına nasıl yabancılaştığının ve onu nasıl bir güvenlik tehdidi olarak gördüğünün en çarpıcı kanıtına dönüşmüştür. Esnafın sessiz çığlığı, kapanan kepenkler, boşalan caddeler ve güvenlik bariyerleri ardında korkuya hapsedilen bir halk; işte iktidarın anlayışının somut sonucu budur.
Bu zirve, Ankara halkı için bir gurur veya prestij meselesi değil, bir kâbus, bir yağma ve bir teslimiyet belgesidir. İktidar, anayasayı, yasaları, temel hak ve özgürlükleri hiçe sayarak, kendi halkını uluslararası bir organizasyonun gölgesine kurban etmiştir. Esnafın kaybı, bu hukuksuzluğun hanesine yazılan bir borçtur. Bu borç, demokratik siyasetin ve halkın egemenliğinin yeniden tesis edildiği ilk gün, faiziyle birlikte tahsil edilecektir. Yaşanan bu ağır ekonomik kıyım ve hak gaspları, meşruiyetini çoktan yitirmiş bir iktidarın son çırpınışlarıdır ve kabul edilemez.
Kaynakça
Agamben, Giorgio. (2005). State of Exception. Chicago: University of Chicago Press.
Buzan, Barry, Wæver, Ole & de Wilde, Jaap. (1998). Security: A New Framework for Analysis. Boulder: Lynne Rienner Publishers.
Rawls, John. (1971). A Theory of Justice. Cambridge, MA: Harvard University Press.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1982). Madde 13, 26, 28, 34 ve 48.
Veryansın TV. (2024). “Ankara Esnafı NATO Önlemlerinden Şikayetçi”. Erişim: https://www.veryansintv.com/ankara-esnafi-nato-onlemlerinden-sikayetci
Sefa Yürükel yazıyor



