Sefa Yürükel
NATO’nun 36. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, 2026 yılının Temmuz ayında Ankara’da gerçekleştirildi. Zirve öncesinde ve sırasında, ittifaka üye ülkelerin temsilcilerinin Anıtkabir’e ziyaretler gerçekleştirdiği görüldü. NATO nezdindeki Daimi Temsilcilerden oluşan heyet, Lüksemburg’un NATO Daimi Temsilcisi Stephan Frederic Müller başkanlığında Anıtkabir’i ziyaret etti, Atatürk’ün mozolesine çelenk bıraktı ve saygı duruşunda bulundu . ABD Genelkurmay Başkanı Dan Caine de zirve kapsamında Anıtkabir’i ziyaret eden isimler arasındaydı .
Ancak asıl tartışma, zirveye ev sahipliği yapan devletin yöneticilerinin Anıtkabir ziyaretiyle ilgili ortaya atılan iddialarda düğümleniyor: “Devlet Başkan, Başbakan ve Bakan yöneticilerinin Anıtkabir’i ziyaret etmesi engellendi. Bu durum, Atatürk’ü büyütüp Erdoğan’ı küçülteceği için yaratıldı.”
Gerçekten böyle bir durum yaşanmışsa, bu, Türk milletinin önüne konan en net tercihtir: Cumhuriyet’in kurucusu, “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” diyen büyük önder Mustafa Kemal Atatürk mü; yoksa İslamcı, BOP eksenli, Rusya-Çin-İran düşmanlığı üzerinden siyaset kurgulayan mevcut yönetim anlayışı mı?
Anıtkabir’in Anlamı ve Milletin Ortak Değeri
Anıtkabir, Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi istirahatgâhıdır. 1944’te temeli atılan ve 1953’te tamamlanan bu anıtsal yapı, Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin, çağdaşlaşma hedefinin ve egemenlik iradesinin sembolüdür . Anıtkabir sadece bir mezar değil; aynı zamanda Türk milletinin ortak hafızası, birleştirici değeri ve geleceğe uzanan köprüsüdür.
NATO Daimi Temsilciler heyetinin Anıtkabir Özel Defteri’ne yazdığı satırlar, Atatürk’ün dünya üzerindeki yansımasını özetlemektedir: “Bugün, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu babasının mirasını onurlandırmak ve aziz hatıranız huzurunda milletinize duyduğumuz kalıcı saygıyı yeniden teyit etmek üzere birlik içinde toplandık. Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinde, yüzyıllık ilkeniz olan ‘Yurtta Sulh, Cihanda Sulh’ sözünün İttifakımızın ruhunun özünü nasıl yansıttığını ve yolumuzu nasıl aydınlattığını düşünüyoruz.”
Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi, Türkiye’nin dış politikasının temel felsefesidir. Bu ilke, yayılmacı değil, barışçıl ve komşularıyla uyumlu bir dış politika öngörür. NATO yetkililerinin bile bu ilkeyi anıp saygı duruşunda bulunduğu bir ortamda, mevcut yöneticilerin Atatürk’ten ve onun mirasından kaçması, anlamlı ve sorgulanması gereken bir durumdur.

Gerçeğe çok yakın İddia: Anıtkabir Ziyareti Neden Engellendi?
İddiaya göre, devlet yöneticilerinin zirve kapsamında Anıtkabir’i ziyaret etmesi engellenmiştir. Bunun gerekçesi, Atatürk’ün anısının, Cumhuriyet’in kurucusunun değerlerinin, mevcut yönetim anlayışının önüne geçmesi riskidir.
Bu iddia, Türkiye’nin son yıllardaki siyasal atmosferiyle uyumludur. Atatürk ilke ve inkılaplarının ders kitaplarından çıkarılması, Cumhuriyet’in kuruluş değerlerinin aşındırılması, yerine farklı bir kimlik ve tarih anlayışının ikame edilmeye çalışılması, bu yönetim anlayışının temel stratejisidir. Eğer bir yönetici, “Ben Türk’üm” demeyen, Türklüğü inkar eden bir anlayışa sahipse, doğal olarak Atatürk’ü ve Cumhuriyet’in kurucu değerlerini de rahatsız edici bulacaktır.
İki Vizyon, İki Yol
Türk milletinin önünde iki temel vizyon durmaktadır.
Birincisi, Atatürk’ün çizdiği yoldur: “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh.” Bu vizyon, Türkiye’nin kendi sınırları içinde huzurlu, dışında ise barışçıl ve işbirlikçi bir aktör olmasını öngörür. Atatürk, “Kuzey’deki Büyük Komşumuzu rahatsız edebilecek girişimlerden kaçınmak ve diğer komşularla da iyi ilişkiye dayalı” bir dış politika tavsiye etmiştir. Bu politika, Türkiye’nin coğrafyasında bir güç ve ittifak dengesi kurmayı hedefler.
İkincisi ise mevcut yönetim anlayışının temsil ettiği vizyondur: İslamcı, BOP (Büyük Orta Doğu Projesi) eksenli, Rusya-Çin-İran düşmanlığı üzerinden kurgulanmış, NATO’nun “fedai” üyesi rolüne sıkışmış bir anlayış. Bu vizyon, Türkiye’yi bölgesindeki tüm aktörlerle karşı karşıya getirirken, Batı’nın ise taşeronu konumuna indirgemektedir.
Türk milleti, hangi yolda yürümek istediğine karar vermelidir. Atatürk’ün mirasına sahip çıkıp, barış ve istikrar içinde, komşularıyla uyumlu, onurlu ve bağımsız bir Türkiye mi? Yoksa, kendi kurucusundan kaçan, tarihini inkar eden, dış güçlerin çatışma alanına dönüşen bir Türkiye mi?
Sonuç: Milletin Tercihi
Anıtkabir’i ziyaret etmeyi engellemek, sadece bir protokol meselesi değildir. Bu, Türk milletinin kimliğine, tarihine ve geleceğine yapılmış bir müdahaledir. Eğer bu iddia doğruysa, millet, kendi kurucusuna saygı duymayan, onun ilkelerinden kaçan bir yönetim anlayışını sorgulamalıdır.
NATO Daimi Temsilcileri, Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesinin ittifakın ruhunun özünü yansıttığını söylerken, Türkiye’nin mevcut yöneticileri aynı ilkeyi “Rusya ve İran’la papaz oluruz” cümlesiyle tarif etmektedir. İşte bu, iki vizyon arasındaki uçurumdur.
Türk milleti, bu uçurumu görmeli ve tercihini yapmalıdır. Atatürk’ün yolunda yürümek, bugünün dar ve çıkar odaklı siyasetinin ötesinde, kalıcı ve onurlu bir duruşu gerektirir. Aksi takdirde, kimliğini, tarihini ve geleceğini kaybetmek kaçınılmazdır.
Kendi kurucusuna sahip çıkmayan milletler, başkalarının tarihinde yalnızca bir dipnot olarak anılırlar. Türk milleti, bu kaderi hak etmemektedir.
Kaynakça
- “Anıtkabir.” Wikipedia, 2026.
- “Ankara – Anıtkabir (Atatürk’s Mausoleum).” T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2026.
- “Türkiye’ye gelen NATO nezdindeki Daimi Temsilciler heyeti Anıtkabir’i ziyaret etti.” Anadolu Ajansı, 6 Temmuz 2026.
- “36. NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kapsamında Ankara’ya gelen ABD Genelkurmay Başkanı Dan Caine, Anıtkabir’i ziyaret etti.” Halk TV, 2026.
- “Anıtkabir Museum.” Museums.eu, 2026.
- “Anıtkabir Ana Sayfa.” T.C. Milli Savunma Bakanlığı, 2026.
Sefa Yürükel yazıyor



