Bir Devletin Sessiz Aşınması /Sefa Yürükel
Devletler çoğu zaman dış saldırılarla değil, içeriden yavaş yavaş aşınarak çöker. Bu çöküş, bir anda fark edilen bir yıkım değil; kurumların işlevsizleşmesi, toplumsal bağların zayıflaması ve siyasal iradenin halktan kopmasıyla ilerleyen bir süreçtir. Türkiye Cumhuriyeti de bugün böyle bir eşikte tartışılmaktadır. “Tarihe gömülme” endişesi, yalnızca abartılı bir retorik değil; birçok yurttaş için gerçek bir varoluş kaygısıdır.
Bu kaygının merkezinde yer alan temel iddia şudur: Türkiye, hukuken hâlâ bir ulus-devlet olsa da, fiilen Türk milletinin ortak iradesiyle yönetilmemektedir. Siyasal karar alma süreçlerinin halktan kopması, milli egemenlik ilkesinin içinin boşalmasına yol açmıştır. Bu durum, yalnızca bir yönetim sorunu değil, doğrudan doğruya bir rejim ve gelecek meselesidir.
Tarihsel deneyimler göstermektedir ki, milletler bu tür eşiklerde ya pasifleşerek dağılır ya da yeniden örgütlenerek varlığını sürdürür. Türkiye açısından mesele, nostaljik bir geçmiş özlemi değil; devlet aklının, milli iradenin ve toplumsal sorumluluğun yeniden ayağa kaldırılmasıdır.
Milli Egemenliğin Aşınması ve Temsil Krizi
Milli egemenlik, yalnızca sandıkla sınırlı bir kavram değildir. Temsil, şeffaflık, hesap verebilirlik ve kurumsal denge olmadan seçimler tek başına yeterli değildir. Bugün Türkiye’de yaşanan temel sorunlardan biri, halkın büyük bir bölümünün kendisini yöneten siyasal yapılarla bağ kuramamasıdır.
Siyasal elitlerin dar bir çevrede karar alması, geniş halk kesimlerinin taleplerinin sistem dışına itilmesine neden olmaktadır. Bu durum, “yönetilme” ile “yönetme” arasındaki farkın açılmasına yol açmıştır. Halk, artık sürecin öznesi değil, sonuçların pasif izleyicisi konumuna itilmiştir.
Bu temsil krizi, millî irade kavramını anlamsızlaştırmakta ve devlet ile millet arasındaki tarihsel bağı zayıflatmaktadır. Egemenlik soyut bir ilke olarak kalmakta, günlük hayatta karşılığını yitirmektedir.
Kurumsal Çöküş ve Devlet Aklının Zayıflaması
Devletlerin sürekliliği, kişilerden bağımsız çalışan kurumsal yapılara dayanır. Ancak kurumlar işlevini yitirdiğinde, devlet kişilere ve geçici ittifaklara bağımlı hâle gelir. Bu durum, uzun vadeli strateji üretimini imkânsız kılar.
Türkiye’de son yıllarda kurumsal hafızanın aşındığı, liyakat ilkesinin geri plana itildiği ve denge–denetleme mekanizmalarının zayıfladığı yönünde yaygın bir algı bulunmaktadır. Algı ile gerçeklik arasındaki fark azaldıkça, güven krizi derinleşmektedir.
Devlet aklı, ideolojik sadakatle değil, bilgiyle ve tecrübeyle işler. Bu ilkenin terk edilmesi, ülkenin hem iç hem dış politikada savrulmasına neden olur.
Milli Güç Nedir ve Neden Dağılmıştır?
Milli güç; yalnızca askerî kapasite değildir. Ekonomik bağımsızlık, kültürel bütünlük, toplumsal dayanışma ve ortak gelecek tasavvuru bu gücün temel bileşenleridir.
Bugün bu alanların her birinde ciddi kırılmalar yaşanmaktadır. Ekonomik bağımlılık, dış politikada manevra alanını daraltmakta; kültürel parçalanma ortak kimlik bilincini zayıflatmakta; toplumsal kutuplaşma ise birlikte hareket etme yeteneğini yok etmektedir.
Milli güç dağılmıştır çünkü millet, ortak bir hedef etrafında birleşememektedir. Bunun nedeni, halkın bilinç eksikliği değil; güven ve temsil eksikliğidir.
Yeni Bir Milli Mücadele Anlayışı
Bugünün koşulları, silahlı ya da fiziksel bir mücadeleden ziyade akıl, örgütlenme ve bilinç temelli bir milli mücadeleyi zorunlu kılmaktadır. Bu mücadele; hukuk içinde, demokratik meşruiyet zemininde ve toplumsal katılımla yürütülmelidir.
Yeni milli mücadele anlayışı, bireyi pasif yurttaşlıktan çıkararak aktif sorumluluk sahibi bir özneye dönüştürmelidir. Bu, yalnızca siyasi partiler aracılığıyla değil; sivil toplum, akademi, sendikalar ve yerel inisiyatifler yoluyla mümkündür.
Bilgi üretimi, eleştirel düşünce ve örgütlü itiraz, bu mücadelenin temel araçlarıdır. Sessizlik, bu süreçte tarafsızlık değil; çözülmeye ortaklıktır.
Zorunlu Hamleler ve Çözüm Yolları
Milli egemenliğin yeniden inşası için öncelikle hukukun üstünlüğü ilkesinin tartışmasız biçimde tesis edilmesi gerekir. Hukuk, iktidarın aracı değil; toplumun ortak güvencesi hâline gelmelidir.
Eğitim sistemi, itaat eden bireyler değil; düşünen, sorgulayan ve sorumluluk alan yurttaşlar yetiştirecek şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Milli bilinç, sloganlarla değil, bilgiyle oluşur.
Ekonomik alanda üretim odaklı, bağımsızlıkçı ve adil bir model benimsenmelidir. Sürekli borçlanan ve dışa bağımlı bir ekonomi, siyasi bağımsızlığı da aşındırır.
Toplumsal barışın yeniden kurulması, milli gücün en kritik unsurudur. Kimlikler üzerinden bölünen bir toplum, ortak gelecek üretemez.
Sonuç: Tarihe Gömülmek Bir Kader Değildir
Hiçbir devlet, yalnızca dış güçlerin etkisiyle tarihe gömülmez. Asıl belirleyici olan, milletin kendi geleceğine sahip çıkıp çıkmadığıdır. Türkiye Cumhuriyeti için mesele, geçmişi kutsamak değil; kurucu ilkelerin çağın koşullarında yeniden anlamlandırılmasıdır.
Milli mücadele, bir kez kazanılmış ve tamamlanmış bir süreç değildir. Her kuşak, kendi döneminde bu mücadeleyi yeniden vermek zorundadır. Bugünün mücadelesi, tanklarla değil; bilinçle, örgütlülükle ve ahlaki cesaretle yürütülmelidir.
Türkiye’nin tarihe gömülüp gömülmeyeceği, bir avuç yöneticinin değil; milletin kolektif iradesinin vereceği bir karardır. Bu irade yeniden ayağa kalkmadıkça, hiçbir kurtarıcı yeterli olmayacaktır.
Kaynakça
Anderson, B. (2006). Hayali Cemaatler: Ulusların Kökenleri ve Yayılması. Metis Yayınları.
Arendt, H. (2006). Totalitarizmin Kökenleri. Say Yayınları.
Tocqueville, A. de. (2003). Demokrasi Üzerine Düşünceler. İletişim Yayınları.
Fukuyama, F. (2014). Devlet ve Toplum: Modern Devletin Krizi. Literatür Yayıncılık.
Becker, E. (1973). The Denial of Death. Free Press.
Giddens, A. (1991). Modernity and Self-Identity: Self and Society in the Late Modern Age. Stanford University Press.
Habermas, J. (1992). Kommunikative Rationalität und Gesellschaftliche Rationalisierung. Suhrkamp.
Diamond, L. (2019). Ill Winds: Saving Democracy from Russian Rage, Chinese Ambition, and American Complacency. Penguin Press.
Putnam, R. D. (2000). Bowling Alone: The Collapse and Revival of American Community. Simon & Schuster.
Kösebalaban, H. (2013). Türkiye’nin Ulusal Gücü ve Geleceği. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Yayınları.
İnce, K. (2018). Demokrasi ve Katılım: Türkiye’de Toplumsal Hareketler. İletişim Yayınları.
Sefa Yürükel yazıyor



