Sefa Yürükel yazıyor
ABD ile İran arasında imzalanan ve tam metni kamuoyuna yansıyan 14 maddelik mutabakat zaptı, nükleer dosyadan bölgesel güvenlik mimarisine uzanan kapsamlı bir düzenlemedir.
Uzun süredir kapalı kapılar ardında yürütülen ABD-İran müzakereleri, 14 maddelik bir mutabakat zaptının imzalanmasıyla yeni bir evreye girmiştir. Metne ilişkin yapılan değerlendirmeler, mutabakatın yalnızca nükleer krizi çözmeye yönelik teknik bir düzenleme olmadığını, Orta Doğu’nun bütününe yayılan bir normalleşme mimarisi öngördüğünü ortaya koymaktadır. “İran’ın nükleer silaha sahip olmayacağını kabul etmesi”, “nükleer stokların imha sürecinin derhal müzakereye açılması” ve “300 milyar dolarlık dondurulmuş fonların serbest bırakılması” şeklindeki ifadeler, Washington’ın müzakere sürecini nasıl çerçevelediğini göstermektedir. Ancak metnin ayrıntılı incelenmesi, Tahran’ın bu başlıkların her birinde stratejik kırmızı çizgilerini koruyarak ve bölgesel nüfuzunu tahkim ederek masadan kalktığını ortaya koymaktadır.
Askerî Operasyonların Kalıcı Olarak Sona Erdirilmesi: Savaşın Bitimi, Vekil Ağın Bekası
Birinci madde, tarafların Lübnan dahil tüm cephelerdeki askerî operasyonlarını derhal ve kalıcı olarak sona erdirmelerini, bundan böyle birbirlerine karşı güç kullanmamalarını ve Lübnan’ın toprak bütünlüğü ile egemenliğini güvence altına almalarını hükme bağlamaktadır. İlk bakışta bu düzenleme, bölgesel çatışmaların sona erdirilmesine yönelik genel bir çerçeve gibi görünmektedir. Ancak maddenin asıl stratejik anlamı, zikrettiği kadar zikretmediğinde saklıdır. Metinde İran’ın Lübnan’daki müttefiki Hizbullah’a yönelik herhangi bir silahsızlanma, tasfiye veya sınırlama ifadesi bulunmamaktadır. Tam tersine, Lübnan’ın egemenliğinin güvence altına alınması, Hizbullah’ın da parçası olduğu mevcut siyasi-askerî yapının dolaylı kabulü olarak okunabilir. Suriye, Irak ve Yemen’deki vekil güçlere dair herhangi bir kısıtlama getirilmemesi ise Tahran’ın bölgesel derinliğini bütünüyle koruduğunu kanıtlamaktadır. İran, askerî operasyonları durdurma taahhüdüyle uluslararası meşruiyet kazanırken, vekil ağını geleceğe taşıyan bir hukuki zemin elde etmiştir.
Egemenlik ve iç işlerine karışmama ilkelerini düzenleyen ikinci madde de aynı stratejik hat üzerinde yükselmektedir. Tahran, bu maddeyle nükleer programı, füze geliştirme faaliyetleri ve bölgesel angajmanları üzerindeki dış baskıyı, mutabakatın ruhuna aykırı müdahaleler olarak etiketleme imkânı kazanmaktadır.
Deniz Ablukasının Kaldırılması ve Hürmüz Boğazı’nın Açılması: Tahran’ın Jeopolitik Eşiği Kontrolü
Dördüncü ve beşinci maddeler, mutabakatın en kritik jeopolitik başlıklarını oluşturmaktadır. ABD, deniz ablukasını 30 gün içinde tamamen sona erdirmeyi ve İran sınırları yakınındaki kuvvetlerini nihai anlaşmanın imzalanmasından sonraki 30 gün içinde geri çekmeyi taahhüt etmektedir. Buna karşılık İran, Hürmüz Boğazı’ndan ticari gemilerin ücretsiz ve güvenli geçişini sağlamak üzere mayın temizliği ve teknik engellerin kaldırılmasını içeren düzenlemeleri 60 gün içinde yapmayı üstlenmektedir.
Bu maddelerde Tahran’ın avantajı birden çok katmanda belirginleşmektedir. Birincisi, Hürmüz Boğazı’nın kapatılması İran’ın en güçlü asimetrik kozlarından biriydi; Tahran bu kozu kullanarak hem ablukanın kaldırılmasını sağlamış hem de boğazın gelecekteki idaresini “kıyıdaş devletlerin egemenlik hakları” çerçevesinde belirleme hakkını metne yazdırmıştır. Beşinci maddede İran’a, Umman Sultanlığı ve diğer Basra Körfezi kıyı devletleriyle görüşerek boğazdaki idare ve denizcilik hizmetlerini belirleme yetkisi tanınması, Tahran’ın Hürmüz’ü bir uluslararası geçiş güzergâhından ziyade, egemenlik haklarının tanındığı bir alan olarak tescil ettirmesi anlamına gelmektedir. İkincisi, ABD’nin bölgedeki kuvvetlerini geri çekme taahhüdü, İran’ın Basra Körfezi’ndeki askerî baskıyı azaltmak için yıllardır sürdürdüğü stratejinin diplomatik bir zaferle taçlanmasıdır. Üçüncüsü, ticari gemi trafiğinin “savaş öncesi trafik hacmine orantılı” olarak yeniden başlaması hükmü, Tahran’a geçiş sürecinin hızını kendi takvimine göre ayarlama esnekliği vermektedir.

300 Milyar Dolarlık Yeniden İnşa ve Dondurulmuş Varlıkların Serbest Bırakılması: Ekonomik Kuşatmanın Çöküşü
Altıncı, onuncu ve on birinci maddeler, İran’ın müzakere masasındaki en somut kazanımını oluşturmaktadır. ABD, bölgesel ortaklarıyla birlikte İran’ın yeniden inşası ve ekonomik kalkınması için en az 300 milyar dolarlık bir plan hazırlamayı taahhüt etmektedir. Buna ilave olarak, mutabakat zaptının imzalanmasının hemen ardından İran ham petrolü, petrol ürünleri ve türevlerinin ihracatı ile bankacılık, sigortacılık ve nakliye hizmetleri için Hazine Bakanlığı muafiyetleri verilecek; İran’a ait dondurulmuş fon ve varlıklar tam olarak kullanıma açılacaktır.
“300 milyar dolarlık dondurulmuş fonların serbest bırakılmasına ilişkin sürecin derhal müzakereye açılacağı” yönündeki ifade, bu ekonomik paketin mutabakatın merkezinde yer aldığını teyit etmektedir. Tahran için kritik olan, bu fonların kullanımında İran Merkez Bankası’nın belirlediği nihai lehtara ödeme yapılabilmesinin teminat altına alınmasıdır. On birinci maddenin bu yöndeki açık hükmü, Washington’ın İran’ın fon akışını kontrol etme yetkisini tanıdığını göstermektedir. Petrol ihracatına getirilen muafiyet ise İran’ı uluslararası enerji piyasalarına döndürmekte, “maksimum baskı” politikasının temel direğini çökertmektedir.
Nükleer Rejim: Silahı Red, Altyapıyı Koru
Sekizinci madde, İran’ın nükleer silah temin etmeyeceğini veya geliştirmeyeceğini teyit etmektedir. “İran’ın nükleer silaha sahip olmayacağını kabul ettiği” yönündeki değerlendirme, Washington’ın bu taahhüdü nasıl okuduğunu göstermektedir. Ancak maddenin devamı Tahran’ın stratejik esnekliğini gözler önüne sermektedir. Zenginleştirilmiş malzeme stoklarının imhası, “UAEA gözetimi altında yerinde seyreltme yoluyla” ve “asgari yöntemle” gerçekleştirilecektir. Bu ifade, uranyum stokunun İran toprakları dışına çıkarılmamasını ve seyreltme işleminin Tahran’ın kontrolünde yapılmasını garanti etmektedir. Ayrıca, zenginleştirme meselesinin ve İran’ın nükleer ihtiyaçlarının nihai anlaşmada “karşılıklı olarak kararlaştırılan konular” çerçevesinde görüşülecek olması, Tahran’a programın geleceğini müzakere masasında şekillendirme imkânı vermektedir.
Dokuzuncu madde ise nihai anlaşma imzalanana kadar mevcut durumun korunmasını öngörmektedir. İran nükleer programının mevcut durumunu koruyacak, ABD ise yeni yaptırım uygulamayacak ve bölgeye ilave asker konuşlandırmayacaktır. Bu statüko dondurması, İran’ın mevcut nükleer kapasitesini geçici bir süre için sabitlediğini, ancak bu kapasitenin tasfiye edilmeyeceğini garanti etmektedir. Tahran, “nükleer silah yok” taahhüdünü verirken “nükleer altyapı tam” pozisyonunu başarıyla korumuştur.
Hukuki Bağlayıcılık ve Uygulama Takvimi: Tahran’ın Kontrolündeki Geçiş Süreci
On üçüncü madde, mutabakatın uygulanma sıralamasında İran’a belirleyici bir avantaj tanımaktadır. Birinci, dördüncü, beşinci, onuncu ve on birinci paragrafların uygulanmaya başlanması ve bu tedbirlerin devam etmesi koşuluyla nihai anlaşma müzakerelerine başlanacaktır. Başka bir deyişle, Washington’ın deniz ablukasını kaldırması, petrol ve bankacılık muafiyetlerini vermesi ve dondurulmuş varlıkları serbest bırakması, Tahran’ın nihai anlaşma masasına oturmasının ön koşulu haline getirilmiştir. İran, somut ekonomik ve askerî kazanımlarını elde etmeden kalan maddeleri müzakere etmeyecektir.
On dördüncü maddede nihai anlaşmanın bağlayıcı bir BM Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanacağının belirtilmesi, İran’ın 2015 JCPOA deneyiminden çıkardığı dersin bir yansımasıdır. Tek taraflı Amerikan çekilmesinin yaptırımları geri getirmesini engellemek için mutabakat uluslararası hukuka dayandırılmakta, bu da Tahran’a ilave bir güvence katmanı sunmaktadır. On ikinci maddede öngörülen yürütme mekanizması ise uygulamanın taraflarca ortak denetimini kurumsallaştırarak, Washington’ın gelecekteki tek taraflı adımlarına karşı Tahran’ın elini güçlendirmektedir.
Stratejik Muhasebe
14 maddelik mutabakat zaptı ve beraberindeki değerlendirmeler birlikte okunduğunda, İran’ın müzakere sürecinden askerî, ekonomik ve hukuki başlıkların tamamında stratejik üstünlükle çıktığı görülmektedir. Tahran, Lübnan dahil tüm cephelerde savaşı sona erdirme taahhüdünü vekil ağını koruyarak vermiş; nükleer silah geliştirmeyeceğini teyit ederken zenginleştirme altyapısından ödün vermemiş; Hürmüz Boğazı’nı açma yükümlülüğünü kıyıdaş egemenliği çerçevesinde üstlenmiş; 300 milyar dolarlık yeniden inşa paketi ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılmasıyla ekonomik izolasyonu kırmış; nihai anlaşma müzakerelerine başlanmasını ise Amerikan yaptırımlarının somut olarak kalkması şartına bağlayarak geçiş sürecinin kontrolünü elinde tutmayı başarmıştır. Washington’ın “İran nükleer silaha sahip olmayacak” söylemiyle çerçevelediği bu mutabakat, pratikte Tahran’a bölgesel gücünü diplomatik bir metinle tescil ettirme imkânı vermektedir.
Kaynakça
Aydınlık. (2026, 17 Haziran). ABD ile İran arasındaki tarihi mutabakatın maddeleri belli oldu. Aydınlık Gazetesi. https://www.aydinlik.com.tr/haber/abd-ile-iran-arasindaki-tarihi-mutabakatin-maddeleri-belli-oldu-580606
Mearsheimer, J. J. (2001). The Tragedy of Great Power Politics. New York: W.W. Norton & Company.
Waltz, K. N. (1979). Theory of International Politics. Reading, MA: Addison-Wesley.
Joint Comprehensive Plan of Action (JCPOA). (2015). Vienna: European External Action Service.
United Nations Security Council Resolution 2231. (2015). S/RES/2231.
Takeyh, R. (2009). Guardians of the Revolution: Iran and the World in the Age of the Ayatollahs. Oxford: Oxford University Press.



