autosedat

Tarih,1 Mayıs 1977

featured
service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

“BUNDAN SONRA NE OLUR,BİLEMEM?”

Küçüklüğümden itibaren; hak, hukuk, adalet, eşitlik kavramları ile yetişmiş biriyim. İstanbul’da öğrencilik yıllarıma ait çok önemli bir anımı sizinle paylaşmak istiyorum.
1 Mayıs 1977 sabahı Üsküdar Doğancılar’da yanlız yaşadığım evde uyandım. Aklımda hep Taksimde yapılacak olan İşçi bayramına gitmek vardı. Bir çok arkadaşıma teklif ettiğim halde; hiç kimse benimle gelmek istememişti. Ben de hiç bir şeye aldırmayarak kahvaltıdan sonra Üsküdar-Beşiktaş vapuru ile karşıya geçtim. Beşiktaş meydanında onbinlerce işçi ellerinde pankartlar, davul zurna eğleniyor, etrafta 1 Mayıs marş sesleri yankılanıyordu. Arada davudi sesli bir işçi sömürüye ve adaletsizliklere karşı konuşmalar yapıyordu. Tüylerim diken diken olmuştu. Adeta devrim havası esiyordu. Herkesin bir korteji vardı. Ben tek başımaydım ve bağıramıyordum. Kendimi biraz garip hissettim. Etrafıma tanıdık ararken, bir de baktım “İzmit Maden-iş kortejinde teyze oğlu Orhan Kır elinde bir pankart, yürüyüş kolunda bekliyordu. Kendisi İzmit Mahle Piston fabrikasında, Maden-İş sendikasına bağlı bir işçiydi. Onu görünce yolda altın bulmuş gibi sevinip, koşarak yanına gidip, pankartın diğer ucunu arkadaşından devraldım. Sohbet ederek yaklaşık üç saatte Taksim’e varabildik. O kadar kalabalıktı ki, anlatamam. Her yerde halaylar oynanıyor, davul, zurnalar çalınıyor, sık sık sloganlar atılıyordu. O kargaşada sağa sola bakarken Orhan’ı kaybettim. Ve kendime her şeyi görebilecek bir yer aramaya başladım. Kürsünün hemen yanında yüksek bir yer buldum. Uzun bir zaman kortejlerin yerleşmesi beklendi.

Sonunda Disk Genel Başkanı Kemal Türker kürsüye çıkıp konuşma yapmaya başladı. Ama kısa bir zaman sonra sular idaresi ve The Marmara Oteli tarafından silah sesleri duyuldu. Havada kurşunlar uçuşıyordu. Panikleyip, ne yapmam gerektiğini düşünmeye başladım. Yüzbinlerce insanın olduğu bir meydandan kaçma imkanı yoktu. Çünkü gelenlerin çoğu meydana sığmamıştı. Kuyruklar Beşiktaş, Aksaray, Şişli, Karaköy’e kadar uzanıyordu. İnsanlar çaresizlik içinde sağa sola panik içerisinde kaçıyor, kurşunlar başımızın üzerinden vınlayarak geçiyordu.
Silah sesleri ile birlikte polis panzerleri de düşmana dalar gibi insanların üzerine saldırdı. Gözümün önünde onlarca kişi panzer altında parçalanıp ölüyordu. Dehşet havası vardı. Kendimi kürsünün altına atmak üzere hamle yaptım. İki kürsü kurulmuştu. Kürsünün altından ara sıra kafamı dışarı çıkarıp bakıyorken, 10-15 m. İleride 15 yaşlarında bir gencin vurulduğunu ve bağırdığını gördüm. Sürünerek yanına gittim. Onu da kürsünün altına taşıyarak soktum. Yarasını gömleği yırtarak yarayı ortaya çıkardım. Kan içindeydi. Kendi gömleğimi yırtarak yaranın içine soktum. Kucağıma yatırdım. Omuzunun üst tarafından, muhtemelen The Marmara Hotel’den atılan bir otomatik mermi ile vurulmuştu.
Hayatımda gördüğüm ilk kurşun yarasıydı.
Omuzunda 7 cm çapında geniş bir delik vardı.
Adı İbrahim Çalışkan’dı.
500 Evlerde oturan bir torna çırağıymış, ve ailesinin haberi olmadan bayrama yanlız gelmiş. Onunla hayatta kalması için sürekli konuşuyordum.
Ama silah sesleri durmuyor, kürsünün altında İbrahim kucağımda yattığı için etrafı göremiyordum. İbrahim’in üstünde doğru dürüst bir elbise yoktu. Küçük yaştan beri sağlıksız koşullarda çalıştığı için çelimsiz bir vücudu vardı. Yüzü sapsarıydı.
Sürekli bana “abi ben ölecek miyim?” diye soruyor, ben de ona “hayır yaşayacaksın, yaran küçük merak etme” deyip moral vermeye çalışıyordum.
Dakikalar geçmiyordu. İbrahim’i bir an önce hastaneye yetiştirmem gerekiyordu. Çok korkuyordum. Ne oluyor diye iki kürsü arasından yukarı çıktım. Kemal bey tekrar kürsüye çıkıp gelenlere moral vermeye çalışırken; onun kürsüye çıkması ile namlular kürsüye yöneldi.
Vurulacaktık.
O da ben de aşağı indik.
İbrahim’i tekrar kucağıma aldım.
Rengi kararmaya başlamıştı, çünkü kan kaybediyordu.
Bir müddet sonra silahlar sustu.
Dışarı çıktım.
Her yerde insanlar parçalanmış yatıyordu. Üzerinde beyaz önlük olan genç arkadaşlara yaklaşıp, “yaralı var, hemen kürsünün altında” diyerek onları ibrahim’in yanına götürdüm.
Gençlerde Çapa Tıp Fakültesinde okuyan öğrencilerdi. İbrahim ambulansa minnet dolu bakışlarla binerken; bana abisinin telefonunu verdi ve mutlaka haber vermemi istedi.
Olaylar yatışmış gibiydi.
Eve dönmek istiyordum.
Tam AKM nin önündeydim. Orada iki grup jandarma tarafından barikat kurup birbirinden ayrılmıştı. Gümüşsuyu tarafındakilerin arasında Teyze oğlu Orhan’ı gördüm. O da beni görmüştü. Onun tarafındakiler “tek yol devrim” diye bağıran Dev-sol’culardı.
Gezi parkı tarafında olanlar ise Maden iş yani TKP yanlıları.
O zaman fraksiyon farklılıklarından pek anlamazdım. Ama dev-sol militanları o kadar ölü varken diğer solcu gruba saldırıyordu.
Büyük bir provokasyon vardı.
Orhan’da maden-iş’li olmasına rağmen onların arasına kalmıştı.
Albay kimseyi birbirine yaklaştırmıyordu.
Yanına gittim “komutanım abim karşıda, biz Anadolu’dan geldik, beraber dönmemiz gerek dedim. Albay bana acıyarak geçmeme izin vermişti. Keşke vermeseydi. Orhan’ın yanına geçmemle jandarma Dev-Sol’cuların üzerine saldırıya başladı. O da nesi, tekrar silahlar atılmaya başlanmış, ikinci şoku yaşıyordum. Gümüşsuyu’ndan aşağıya doğru koşmaya başladık.
Yolda ayakkabı topuğumun biri çıkmıştı.
Topal topal koşmak zorunda kalmıştım.
Orhan’ı orada tekrar kaybettim. Gümüşsuyu Parktan aşağıya çimenlerde yuvarlanarak inerek, Dolmabahçe’den kalkan en son tekneye son yolcu olarak bindim.
Çok şanslıydım.
Ve güvendeydim.
Benim arkamda gelenlerin jandarma tarafından tutuklanmasını motordan izliyordum.
Üsküdara geçince rahatladım.
Pazartesi günü İbrahim’in abisini arayıp haber verdim.
Sonraki günlerde İbrahim’in sağlık durumunu gazetelerden takip etmeye başladım. Arada abisini arayıp konuşuyordum.
Kurtulmuştu.
Uzun bir aradan sonra onunla buluştuk. Dost olduk.
Hepsi bu kadar.
Bu ülke insanı çok acılar çekti.
Hiç bir zaman bir bayramı doya doya kutlayamadı.
Bundan sonra ne olur bilemem.
Erdal Bıçakcı yazıyor

55Ispiroglu Hasan ve 54 diğer kişi17 Yorum1 PaylaşımBeğenYorum YapPaylaş

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Tarih,1 Mayıs 1977

Yorumlar kapalı.

Mutlu Yıllar
Mutlu Yıllar
Giriş Yap

Belhaber.be ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!

Bizi Takip Edin